Yaratılış Nedenlerimiz …

Yaratılış Nedenlerimiz …

İnsanoğlu, biliyorsunuz meleklerden dahi üstün yaratılmıştır.

Peki, İnsanoğlunun, meleklerden dahi üstün yaratılmış olmasının gayesi nedir?

Bu üstünlüğümüzü anlayabilmemiz için kendimize bir takım sorular sormamız gerekecektir.

Bu sorulacak soruların başında ise, şu soru gelmesi gerekecektir.

“ Ben neden ve niçin yaratıldım, Dünya da bulunmamın amacı nedir? “

Sorusunun cevabını, Allah’ın (CelleCelalühu) kelâmı yani, Kur’an’ı Kerim’de bulduğumuz zaman, baya bir yol alacağız.

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”[ Zâriyât / 56 ]

Bu ayet ile sorumuzun cevabını aldıktan sonra, ayette geçen, ibadet kelimesinin ne anlama geldiğini, ibadetin nasıl yapılacağını araştırmamız gerekecektir.

“O ki ölümü ve dirimi kadir edip yarattı, sizi imtihana çekip şunu bildirmek için ki hanginiz amelce daha güzel, hem o öyle azîz, öyle gafur.”                   [MULK-2.]

 

Demek ki, ibadet yapmak için, Amel gerektiğini artık biliyoruz. İkinci aşamada kendimize şu soruyu sormamız gerekecektir.

“ Amel nedir ve Nasıl yapılır? Bu dünyada İslâmiyetin getirdiği amel şartları nedir? “

1- Kelime-i Şehadet getirmek.

2- Namaz kılmak.

3- Oruç tutmak.

4- Zekât vermek.

5- Hacca gitmek.

Demek ki, iman sahibi olduktan sonra, İslâmiyet bize bazı şartlar emredecek,

[ Bu şartların en başında gelen Kelime-i Şehadeti yerine getirmeden, Müslüman sıfatını bize vermeyecektir. ]

Kelime-i Şehadet, getirdikten sonra yapılması gerekecek en önemli amelimiz, dinimizin direği, Namazımız olacaktır. 

Müslümanın direği olarak, Namazın seçilmesi bu şartların en önemlisinin, Kelime-i Şehadetten sonra, Namaz olduğunu bize gösterecektir.

 

Demek ki, Namaz olmadan Kelime-i ŞehadetKelime-i Şehadet olmadan Namaz kılmanın, Allah (CelleCelalühu) katında bizi tehlikeli bir yola sokabileceğini anlamamız gerekecektir.

Peki diğer Maddeler önemsiz mi?

Tabi ki, Hayır. Bu Maddeler, yani;

Oruç tutmak.

Zekât vermek.

Hacca gitmek.

Bu şartların İçine, ekstra şart koyan güzel Allah’ımız (CelleCelalühu), acaba bize ne demek isteyecek?

Eğer, maddi durumun el veriyor ise, Zekât ve Hac, sağlık durumun el veriyorsa, Oruç, sana farz olacaktır ve bu şartlar, o Müslüman için olmazsa olmaz olacaktır.

Bu şartları yerine yerleştirdikten sonra, yapacağımız son aşamada kendimize şu soruyu sormamız gerekecektir.

 

“ Allah (CelleCelalühu) bizim hangi işlerimize, kısacası hayatımıza karışıyor mu ? “  

 

Gerek davranış, gerek giyim tarzımızı, Allah (CelleCelalühu) nasıl buyuruyor, sorusunu ayetlerden, bir – bir, bulup uygulamamız gerekecektir. Bu ayetler ise;

İlk önce, Erkek Kardeşlerimize verilmiş;

Mümin erkeklere söyle: gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını (apışlarını) muhafaza etsinler, bu kendileri için daha temizdir, her halde Allah ne yaparlarsa habîrdir.” [ Nur Süresi,30 ]

Daha Sonra da, Bayan Kardeşlerimize verilmiştir;

“ Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar; görünmesi zaruri olanların dışında ziynetlerini açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar; ziynetlerini, kocalarından veya babalarından yahut kayınbabalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut kardeşlerinden yahut kardeş oğullarından yahut kız kardeş oğullarından yahut kendi kadınlarından yahut sahibi bulundukları cariyelerden veya uyuntu (şehvetten yoksun) erkek hizmetçilerden veya henüz kadınların şehvet uyarıcı taraflarından habersiz çocuklardan başkasına göstermesinler; gizledikleri          ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz Allah’a tövbe edin ki, mutluluğu bulabilesiniz. ” [ Nur Süresi, 31 ]

Allah (CelleCelalühu), Tesettür ayetlerini iki cins içinde indirerek, gerek erkeklerin, gerek bayanların nasıl giyinmesini, nasıl davranmaları gerektiğini bildirmiş ve onları koruma altına almıştır.

Bu şartlara uymalarını da emretmiş, tabi ki bizim iyiliğimiz için, kötü davranışlara düşmememiz için gerekli kılmıştır.

Bu Tesettür ayetlerini de yerine getirdiğimiz de, hem ahiretimiz, hem de toplumsal ahlâkımızın bozulmamasını sağladıktan sonra, Müslümanlığın bize verdiği zevk duygusunu yavaş yavaş almaya başlamışız demektir.

İmanı zayıf kardeşlerimiz, maalesef, yeme – içme – eğlenme ve ihtiyaçlarını karşılamaktan başka hiçbir şey yapmıyorlar.

Onların hayatında sadece, çalışmaya, eğlenceye ve yeme – içmeye yer olduğundan, bu dünya da huzurlu, ancak onları bekleyen tehlikeden habersiz yaşayacaklardır.

Peki, soruyorum size?

Bizim yaşantımız da, sadece, Çalışmaya, eğlenceye, yeme – içmeye mi yer var?

Yoksa, İslâmiyetin şartları bizim hayatımızda yeri var mı?

 

Soralım kendimize ?

Eğer bu şartlardan hiç biri yoksa ya da maddelerin içinden en kolayımıza geleni alıp diğer maddeleri önemsemiyorsak yani paketi bozuyorsak bizim imanımız da tehlikeye girmez mi değerli güzel insanlar? şöyle gerçekte var, biz eğer yaşama şeklimizi, eğlenceye, yeme – içmeye ve sadece çalışma hayatına çevirirsek, tehlikeli bir iman ile vefat etmek gibi bir olayımızın olacağını da unutmamız gerekecektir. Ama bizim dinimiz çok güzel bir din, geçmişte günah işlemiş olabiliriz, İslâmiyetin bize sunduğu şartları ve Allah’ın (CelleCelalühu) bize farz kıldığı tesettüre riayet göstermemiş olabiliriz;

Ama unuttuğumuz bir şey var;

 

Bir tövbe ile temizlenmek bizim elimizde.

 

Allah (CelleCelalühu), tövbeleri çokça bağışlayandır, çok merhamet sahibidir

 

“ Ancak tövbe edip halini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. İşte onları ben bağışlarım. Ben çok merhamet ediciyim, tövbeleri çokça kabul ederim. ” [ Bakara, 160 ]

 

İnsanoğlu, Müslümanlık adına yaşadığı hayatının içinden, başta, namaz ve tesettür olmak üzere, Allah’ın (CelleCelalühu) emir ve yasaklarını çıkarıp, Namazsızlık ve Tesettürsüzlük başta olmak üzere, kendince koyduğu emir ve yasakları ile, Allah’a (CelleCelalühu) ne demeye çalıştığını bir düşünürse, işin ne kadar feci bir sona gittiğinin farkına varacaktır.

Allah’tan (CelleCelalühu), bütün ümmet-i Muhammed’in bu farkındalığı görmesini temenni ediyoruz. [ Amin. ]

Şimdi de bir misal ile konumuzu daha iyi anlayalım;

Örneğin siz patronsunuz, sahip olduğunuz iş yerinize elaman alacaksınız.

Elemanı almadan önce belli şartlar öne sunarsınız, bu öne sunduğunuz şartlar, eğer uygun olduğu takdir de, elemanı iş yerinize kazandırırsınız. Eğer öne sürdüğünüz şartlara uygunluk göstermiyorsa elemanı kendi iş yerinize kazandırmazsınız.

 

İşte, Allah-u Teâlâ (CelleCelalühu), insanoğlunu yarattığı gibi, kendisine de, bir takım şartlar koyacak,

 

Bu şartların başına da Önce, Kelime-i Şehadeti, koyacaktır.

Bu söylediğimiz Kelime-i Şehadetin; (“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü”)

Yerine oturması için, Allah’ımızın (CelleCelalühu) emir ve yasaklarına hakkıyla uymamız gerekecektir.

Eğer, Allah’ımızın (CelleCelalühu) emir ve yasaklarını uygulamadan, Kelime-i Şehadet, getirirsek İmanımızın en önemli belirtisi olan, bu sihirli kelimeyi dilimizden kalbimize indirmemizi zorlaştırır, sonucunda da maalesef imanımızı tehlikeye sokabiliriz.

Allah’ımızın (CelleCelalühu) emir ve yasaklarına hakkıyla uymak, Dinimizin direği olan, Namaz ile başlayacaktır.

Namaz ile ilgili birçok Ayet ve Hadis mevcut iken, insanoğlunun namazsız, Kelime-i Şehadetin olacağını savunması ve bunun arkasına sığınması, doğru bir davranış olabilir mi?

 

“ Boynunu eğ, teslim bayrağını çek Sen ne dersen o olsun Ya Rabbi! Hak senindir. Ya Rabbi. de. Böyle diyen, adam sayılır. “

 [Mahmud Efendi Hz. (KuddîseSirruhû)]

Cevap Yaz