İlim Öğrenmedeki Gayeler

İlim öğrenmek, insanoğlunun yapacağı en iyi iştir. İnsanın meşgul olduğu bütün sanatlar, dünyada bile diğer sanatlardan hayırlıdır.
Zira ilim öğrenen şu dört halin dışında değildir.
Ya miras veya başka yoldan kendisine yetecek kadar dünyalığa sahip olur. İlim, onun malını korur. Hem dünyada, hem de ahirette ise, aziz ve mesut olur.
Yahut dünyada kendisine yetecek kadar malı olmaz, fakat kanaatkar olduğu için kanaat eder. Müslümanlıkta fakirliğin kadir, ve faziletini bilir. Fakirlerin,        zen­ginlerden beş yüz yıl önce cennete gireceklerini yakinen bilir.
Bunun gibi kimseler için, ilim, dünyada asayiş ve huzur sebebi, âhirette ise, saadet vesilesi olur.
Yahut şöyle bir kimsedir ki, ilim tahsili yapınca, harama tevessül etmeksizin ve zalim bir padişaha müracaat etmeksizin ve muhtaç olmaksızın, beytülmaldan ona helal bir görev verilir veya Müslümanlardan ona bir şey tayin edilir. Bu üç sı­nıf için ilim öğrenmek, diğer sanatlardan daha hayırlı olduğunda şüphe yoktur.
Dördüncü sınıf şudur ki, kifayet miktarı ile kanaat etmez. İlim öğrenmek­ten maksadı dünyalıktır.
Geçimini padişahın zulmü istibdadıyla tahsil edilen haraçtan aldığı maaşla, yahut insanlardan binlerce riya ve mezellet ile aldığı mallardan sağlıyor. Bu kim­selerin ilim öğrenmekten maksadı mal, mevki olan kimselerin, farzı ayın olan ilim tahsilinden sonra okumayı bırakıp ticaret ve sanatla uğraşmaları daha iyi olur. Bunlar, insan şeytanlarından büyük şeytanlardır. Birçok insanlar onların yüzünden heder olur. Bunların harama tevessül ettiklerini, çeşitli hallerle dün­yalık peşinde koştuklarını gören her cahil onlara uyar. Birçok insanlara zarar­ları, faydasından çok olur. Bu İtibarla bu alimler ne kadar az olursa, o kadar iyi­dir, O halde en iyisi ve doğrusu, dünyayı, dünya işleriyle kazanmak, dini dünyaya alet etmemektir. Eğer bir kimse “mecaz hakikatin köprüsüdür” sözü gereğince, ilim kendisi dünyalık peşine düşmeye mani olur. O halde hangi yoldan olursa olsun, ilim öğrenmek daha güzeldir, derse, nitekim bazı kimseler: “Biz ilmi Al­lah için tahsil etmedik; fakat ilim, bizi o yola sevk etti” demişlerdir. Bunun ce­vabında deriz ki:
Onları Allah yoluna sevk eden ilim, tahsil ettikleri Kur’an, hadis, ahiret yolu­nun sırları ve şeriatin hakikatleri idi. Bundan başka onların kalbi Cenâb-ı Hakk’a yönelik olduğu için, dünya hırsını ve düşkünlüğünü kötü görürlerdi. O zaman­daki din ulularının, dünyadan uzak durduklarını gördükçe onlara uymak isti­yorlardı. Onların öğrendiği ilim hakikat ve şeriat ilmi olur da, halleri ve zaman­lan anlatıldığı gibi müsait olursa, umulur ki, zamanın din ulularına uyarlar, ilim mesleği üzere olurlar, ilim onlara değil, onlar ilme uyarlar.
Ama bu zamanda tahsil ettikleri ıstılahlar, mezheplerin ihtilafı, kelâm ilmi, kısas ilmi ve sofilerin ıstılahları gibi; ve ilmini tuzak ve menfaat aleti yapan mu­allimlerin içine karışıp onlardan ilim öğrenmek, insanı dünyadan alıkoymaz. “Duymak, görmek gibi değildir” demişler. Gel gör ki, bu insanların vaziyeti, dünya alimlerinin vaziyeti mi, yoksa ahiret alimlerinin vaziyeti mi? insanların bunları görmesinde fayda mı vardır, yoksa ziyan mı vardır?
Fakat takva libasiyle (ahlâkla] süslenmiş, geçmiş alimlerin yolunu tutmuş, insanları korkutan, uyaran ilimlerle uğraşan kimse, ondan değil ilim öğrenmek, onu görmek, sohbetinde bulunmak bile herkese fayda verir.
0 halde, faydalı ilimle uğraşmak, bütün işlerden daha iyidir. Faydalı ilim; dün­yanın kötülüğünü, ahiret hallerinin tehlike ve korkunçluğunu anlatan ilimdir.
Dünyaya yönelmiş, ahiretten yüz çevirmiş kimselerin cahillik ve ahmaklı­ğım, onlardaki kibir, hased ve riya kendini beğenmenin, hırsın, dünya sevgisinin ilâcını bildiren o faydalı ilimdir.
Dünya ihtiraslılarının bu ilme ihtiyacı, susuzun duru suya, hastanın şifa verici ilaca ihtiyacı gibidir. Bu kimselerin kelâm ilmi ile, mezheplerin ihtilâfı ilmi ve ilaçların ilmi ile uğraşmaları, hastanın hastalığım art­tıran ilâçları kullanmasına benzer. Zira bu ilimler, çoğunlukla kalbe hased, riya, övünme, düşmanlık, kibir, gurur ve mevki hırsını atar. Bunun ne kadar tahsili yapılsa, bu kötü sıfatlar o kadar çok kalbe yerleşir. Eğer müttefik gruplar ile arkadaşlık etse, bu sıfatlar onun kalbinde o kadar kuvvet bulur ki, tövbe etmek iste­diği zaman, tövbe ona zor gelir ve edemez.