Hâdi ve Mudill İsimlerinin Mânâları

“Allah kime hidâyet ederse o, doğru yola erdirilmiş, kimi de şaşırtırsa artık onun için hiç bir zaman irşâd edici bir yâr bulamazsın.” (Kehf Sûresi:17) Hidâyete iletmek, yalnızca Allah Te’âlâ’nın kudretindedir. Kur’ânî bir hakikat olarak ifade edilen bu husus, tasavvufî anlatımda daha geniş bir izah bulur. Mürşidimiz Mahmud Efendi Hazretleri, Mevlâ Te’âlâ’nın ‘Hâdi’ ve ‘Mudill’ ism-i şeriflerini şöyle izah etmiştir:

Kimisine “Mudill” (sapkınlığa düşüren) ism-i şerîfi zâhir olur. Meselâ şeytan ve onun etbâ-ı gibi. Kimisi de “Hâdi” (hidayet eden) ismine mazhar düşer. Mesela Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Enbiya-i İzâm ve ümmetleri gibi. Fakat eğer iyi tefekkür edilirse, herkes kendi düşmüş, Mevlâ düşürmemiştir. Meselâ yolun bir tarafı uçurum, diğer tarafı sağlam, lâkin önümüzde de rehber bizlere şöyle tembih ediyor: “yolun şurasından
gidiniz, şurasından gitmeyiniz.” Bizde de akıl, fikir, irâde kudret mevcut iken o rehbere uymayıp da kendi kafamıza tâbi olarak, uçurumdan yuvarlanırsak, bu suçun bize ait olduğu aşikârdır. Manevi yollar da böyledir.

Hak Teâlâ hazretleri bizleri iradeli, kudretli, akıllı yaratmıştır. Karı, zararı tefrîk ve temyîz edecek, ayıracak kadar fehm (anlayış) vermiştir. Yalnız bunlarla bırakmayıp tarafı ilahisinden kârı, zararı bildirecek kitaplar göndermiştir. Ayrıca ifade-i meramını anlayacağımız rehberler, resuller göndermiştir. Bizlere çok açık şekilde izahta bulunmuştur. Manevi yolda kendisi dahi önümüze geçmiştir. “Ben nerden gidersem oradan gelirseniz selamet, benim izimden ayrılıp başka taraftan giderseniz tehlikedir,” (buyurarak) şefkat ve merhametle muamele buyurmuştur. İnsan kendi kafasına tâbi olup söz dinlemezse kendisini “Mudill” (sapkınlığa düşüren) ismine kendisi mazhar eder.

Cevap Yaz