Bel’am ibni Bâura

Musa (aleyhisselam) zamanında yaşamış olan Bel’am ibni Bâura önceleri itim irfan sahibi bir kimseydi. Öyle ki, Allah-u Teâlâ’nın kendisine öğrettiği İsm-i Âzam ile dua ettiğinde, duasına mutlaka icabet edilen bir zat idi. Ama ne acayiptir ki, sa­hip olduğu böylesine büyük bir nimeti, bir kere bile Allah’tan bilmemiş ve Ona şükretmemişti.

Daha sonra Allah’ın ( cellecelalühü ) kendisine ihsan ettiği bu nimeti isyanda kullanmış, Musa ( aleyhisselam ) ve ona tabi olanlara beddua ederek sapıtmış, böylece                 Allah’ın ( aleyhisselam ) rahmetinden uzak olmuştu.

Bu olaya Kur’an-ı Kerim işaret buyurmuştur.

“Onlara, o kimsenin haberini de anlat ki, kendisine ayetlerimizi vermiştik de, o bunlardan sıyrılıp çıkmıştı. Derken şeytan da onu arkasına taktı da azgınlar­dan oldu.

Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o dünyaya meyletti ve hevâsına uydu. Artık onun meseli öyle bir köpeğin haline benzer ki, üstüne var­san dilini çıkarıp solur veya kendi haline bıraksan yine dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hâli böyledîr. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki düşünür ibret alırlar.” ( A’raf: 175,176 )

A’raf suresindeki bu ayetler sebebiyle çeşitli tefsir ve tarih kitaplarına gir­miş olan Bel’am ibni Bâura ile ilgili olarak, kaynaklarda özetle şunlar anlatıl­maktadır;

Rivayete göre Musa ( aleyhisselam ) cebbar bir toplulukla savaşmak için ha­zırlanmış ve Kenâniler’in Şam’daki topraklarına girmişti. Bu sırada Bel’am ib­ni Bâura,                              el-Belkâ köylerinden Balâ’da bulunuyordu, Kenâniler’den bazıları onun yanına gelerek:

  • Ey Bel’am! Mûsa b, İmrân ordusunun başında olduğu halde bizi yurdumuz­dan sürmek ve öldürmek üzere geldi. Bizim ülkemize İsrâiloğullarını yerleşti­recek. Oysa bizlerin gidip yerleşecek başka bir yerimiz yok. Sen duası kabul edilen bir kimsesin. Onları defetmesi için Allah’a duâ et, dediler.

Bel’am ibni Bâura, henüz sapıtmadan önce Musa’nın (aleyhisselam)  Pey­gamberliğine inanan bir kimseydi. Dolayısıyla kendisine yapılan bu teklife tep­ki gösterip onlara:

  • Yazıklar olsun size! 0 Allah’ın elçisidir; melekler ve müminler de onunla beraberdir. Allah benim bildiklerimi bilip dururken, onlar aleyhine ben nasıl beddua ederim?! diyerek,  red cevabı verdi.

Ama kavmi dua etmesi hususunda ona ısrar ettiler. Daha sonra hanımına gi­dip ona pek çok kıymetli hediyeler vaad ettiler ve hanımını kandırdılar. Daha sonra tekrar kendisine gelip bazı tekliflerde bulundular. Dünyevi bir takım menfaatler öne sürerek, hanımının da vesilesiyle onu da kandırıp ikna ettiler ve Bel’am ibni Bâura’yı yoldan çıkardılar.

Nihayet Bel’am ibni Bâura merkebine binerek İsrâiloğulları’nın çıkmakta olduğu Husban dağına doğru ilerledi. Biraz gittikten sonra merkebi yere çöktü, ilerlemedi. Bunun üzerine Bel’am ibni Bâura inerek onu dövdü ve merkebini yürütüp tekrar bindi. Biraz ilerledikten sonra hayvan yine çöktü.

Bel’am ibni Bâura yine inerek onu tekrar dövdü. Hayvan kalkınca tekrar bindi. Biraz yol alınca mübarek hayvan yine çöktü. 0 yine inip merkebi yerinden kalkıncaya ka­dar adamakıllı dövdü.

Nihayet merkep dile geldi ve:

  • Ey Bel’am! Böyle Nereye gidiyorsun?., Melekler önümde durarak beni yo­lumdan çeviriyorlar. Sen Allah’ın elçisi ile mü’minler aleyhinde beddua etmek üzere onlara karşı mı gidiyorsun? dedi.

Fakat Belam ibni Bâura’nın artık basireti kapanmış, meseleyi bir gurur ve inat haline döndürmüştü. Merkebin dile gelmesine dahi aldırış etmeden, onu döverek yürütmeye zorladı. Âliah-ü Teali da merkebin yolunu serbest bıraktı, o da yürüdü.

Nihayet merkep, onu Husban dağına çıkardı. Sefam ibni Bâura orada Mûsâ ( aleyhisselam ) ve askerlerinin aleyhine beddua etmeye başladı. Fakat Allah onun dilini kendi kavmi aleyhine çevirdi. Onlara hangi kötülükle beddua etmiş­se, dili kendi kavmi ne çevrildi. Kavmi için de ne hayır dua etmişse, onu da Mu­sa (aleyhisselam ) ve askerleri lehine çevirdi. Yaranda bulunan kavmi, onun kendi aleyhlerine beddua etmekte olduğunu görünce:

  • Ey Bel’am Ne yapıyorsun?! Sen onlara hayır dua, bize ise beddua ediyor­sun! dediklerinde o:
  • Ben bunu kendi ihtiyarımla yapmıyorum. Allah dilime hâkim oldu, dedi.

Bunun üzerine dili ağzından çıkarak göğsüne kadar sarktı,

Bel’am ibni Bâura bunun üzerine kavmine dönüp:

  • İşte şimdi dünya ve ahiret benim elimden gitti, geriye ancak hile ve hud’a kaldı, dedi ve onlara galip gelebilmeleri için yapmaları gereken hileyi öğretti.

 

Cevap Yaz